PLMA International Council Fuarlar Direktörü Jan van Lier: “PLMA Amsterdam, Private Label Sektörünün küresel Ölçekte Şekillendiği En Kritik Buluşma Noktasıdır”

80 ülkeden binlerce katılımcıyı bir araya getiren PLMA Amsterdam, private label sektörünün küresel ölçekte şekillendiği en kritik buluşma noktalarından biri olmayı sürdürüyor.
Kozmetik dünyasında ‘Private Label’ sektörünü tek çatı altında buluşturmayı başaran, dünyanın en önemli organizasyonu PLMA Amsterdam Private Label Fuarı hakkında özel sayımıza açıklamalarda bulunan PLMA International Council Fuarlar Direktörü Jan van Lier, Türkiye’deki private label pazarının geleceği, uluslararası pazar stratejileri hakkında da önemli tavsiyelerde bulundu.
World of Private Label Uluslararası Ticaret Fuarı bugün özel markalı ürünler sektörü için en önemli küresel buluşma noktalarından biri olarak konumlanıyor. PLMA Amsterdam’ın sektörün geleceğini şekillendirmedeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Chicago ve Amsterdam’daki amiral gemisi etkinliklerimizle 40 yılı aşkın süredir sektöre hizmet veriyoruz. PLMA, üyelerinin pazar trendlerinin önünde kalmasını, küresel iş birlikleri kurmasını ve yeni fırsatlar oluşturmasını destekler. Misyonumuz, sektörü dünya genelinde birbirine bağlayarak private label alanını güçlendirmek ve sürdürülebilir büyümesini desteklemektir. Bu doğrultuda, paydaşlarımızın değişen ihtiyaçlarıyla uyumlu kalabilmek adına sürekli ve yakın bir diyalog içerisindeyiz.
PLMA Amsterdam’ın ölçeği ve uluslararası katılımı her yıl artmaya devam ediyor. Bu yılki edisyon için katılımcı ve ziyaretçi sayıları, ülke çeşitliliği ve kategori kapsamı açısından nasıl bir tablo bekliyorsunuz?
Bu yılki World of Private Label, 80 ülkeden 3 bin 300’den fazla katılımcı firmayı ağırlayacak; bunlar arasında 70’ten fazla ulusal ve bölgesel pavilyon da yer alıyor. Bu, şimdiye kadarki en büyük fuarımız olacak. Ziyaretçi sayısının 18 bini aşması beklenirken, toplamda 32 binden fazla private label profesyonelinin fuarda yer alacağını öngörüyoruz.
Buna ek olarak, 18 Mayıs’ta ücretsiz seminer ve workshop’lardan oluşan güçlü bir içerik programı sunuyoruz. Programda Eroski’nin yapay zekâ odaklı private label stratejisi, McKinsey & Company’nin güncel perakende içgörüleri ve Trendwatcher’dan ilham verici bir trend konuşmacısı yer alacak. Program, ileriye dönük perspektiflerle tamamlanacak.
“Private label, artık yalnızca fiyat avantajıyla değil; inovasyon, kalite ve premium yaklaşımıyla perakendenin en güçlü dinamiklerinden biri haline geliyor.”
Küresel private label sektörünü şekillendiren başlıca trendler nelerdir? Özellikle kozmetik, kişisel bakım ve güzellik kategorilerinde hangi dönüşümleri gözlemliyorsunuz?
Gen Z, gelecekteki tüketici davranışları açısından en çok konuşulan nesillerden biri ve alışverişin geleceğini şekillendirmesi bekleniyor. Dijital olarak son derece yetkin, güçlü bağlantılara sahip ve yeni deneyimlere açık bir profil çiziyorlar. Sağlık ve şeffaflığa büyük önem verirken, gıda ve gıda dışı kategorilerde – kozmetik ve kişisel bakım dahil – keyif odaklı deneyimler de arıyorlar.
Güzellik ve kişisel bakım kategorilerinde bu eğilim; şeffaflık, temiz içerikler ve daha bilinçli ürün tercihlerine olan talebin artışıyla açıkça görülüyor. Örneğin cilt bakımında, sağlık ve wellness perspektifiyle güneşsiz bronzlaşma ürünlerinin raflarda daha görünür hale geldiğini gözlemliyoruz. Aynı zamanda daha yenilikçi ve cesur içeriklere yönelim artıyor; matcha artık cilt bakımında da kullanılmaya başlanmış durumda.

Son yıllarda private label ürünlere yönelik tüketici algısı önemli ölçüde değişti. Sizce premiumlaşmayı ve inovasyon odağını artıran temel faktörler nelerdir?
Private label, inovasyon açısından oldukça güçlü bir konumda yer alıyor. Hızlı hareket edebilme kabiliyeti sayesinde değişen tüketici ihtiyaçlarına uygun ürünler geliştirebiliyor. Güçlü fiyat avantajı sunarken, aynı zamanda daha yüksek segment arayan tüketiciler için premium kategorilere de genişliyor. Bu yaklaşım sayesinde private label, geniş bir tüketici kitlesi için güçlü ve geçerli bir alternatif haline geldi.
“Gen Z’nin yön verdiği yeni tüketim alışkanlıkları; şeffaflık, clean içerik ve bilinçli seçimler etrafında private label stratejilerini yeniden tanımlıyor.“
Sürdürülebilirlik, clean beauty, vegan formülasyonlar ve şeffaflık gibi konular tüketici beklentilerinde giderek daha belirleyici oluyor. Bu beklentilerin fuara katılan firmalar ve perakendeciler üzerindeki etkisini nasıl gözlemliyorsunuz?
Sürdürülebilirlik ve şeffaflık, sektörün temel yönlerinden biri olmaya devam ediyor. Fuar alanının yaklaşık %30’u artık organik, vegan ve bitki bazlı ürünlere ayrılmış durumda; bu da daha sürdürülebilir gıda ve gıda dışı seçeneklere olan güçlü yönelimi açıkça ortaya koyuyor.
Tüketiciler giderek daha etik, sağlıklı ve çevreye duyarlı tercihler yapıyor ve bu durum söz konusu kategorilerde büyümeyi destekliyor. Bu eğilim, özel organik ve bitki bazlı pavilyonların yanı sıra bu alanda yer alan yüzlerce katılımcı ile de net şekilde görülüyor. Ayrıca ‘Organic Happy Hour’ gibi networking etkinlikleri, sürdürülebilirlik odaklı diyalogların önemini vurguluyor.
Birkaç hafta içinde sektör Amsterdam’da iki gün boyunca bir araya gelecek. 120’den fazla ülkeden ticari ziyaretçiyi ağırlamayı bekliyoruz. Bu ziyaretçiler arasında süpermarketler, indirim marketleri, hipermarketler, convenience mağazalar, özel perakendeciler, drugstore’lar ve diğer sektör paydaşları yer alacak.
Küresel tedarik zincirlerindeki gelişmeler, Avrupalı markaları üretim partnerlerini çeşitlendirmeye yönlendirdi. Bu kapsamda Türkiye gibi güçlü üretim ülkelerine olan ilginin arttığını gözlemliyor musunuz?
Türkiye, uzun yıllardır fuarda güçlü bir katılımcı varlığına sahip. Bu yıl 150 Türk katılımcının yer alacak olması, Türk üreticilere olan ilginin ve potansiyelin açık bir göstergesi.
PLMA, uluslararası alıcılar ile üreticiler arasında güçlü iş birliklerini nasıl destekliyor? Fuarı uzun vadeli iş ortaklıkları açısından özel kılan nedir?
Fuarı özel kılan en önemli unsurlardan biri, PLMA’nın private label’ı yalnızca raflardaki ürünler olarak değil, tüketicilerin günlük yaşamında önemli rol oynayan markalar olarak ele almasıdır. Bu yaklaşım, fuar alanına da doğrudan yansıyor.
Güven ve uzmanlık üzerine kurulu bu ortamda alıcılar ve üreticiler bir araya gelir. Fikir alışverişinde bulunur ve uzun vadeli iş birlikleri kurar. İnovasyon sergilenir, bilgi paylaşılır ve iş geliştirme süreçleri aktif şekilde yürütülür. Fuar alanındaki güçlü enerji, kurulan bu bağlantıların hem somut hem de kalıcı olmasını sağlar.
Bu yılki PLMA Amsterdam edisyonunda ziyaretçiler hangi yenilikleri, temaları veya öne çıkan başlıkları görebilecek?
Bu yıl Idea Supermarket, sergilenen konseptlerin uluslararası kapsamını daha iyi yansıtmak amacıyla World of Ideas olarak yeniden markalandı. Bu alan, ödüllü private label ürünler dahil olmak üzere hem katılımcılardan hem de perakendecilerden gelen konseptleri bir araya getiriyor.
Tamamen yenilenen tasarımı ve yeni lokasyonuyla World of Ideas, daha etkileşimli bir deneyim ve daha akıcı bir ziyaretçi akışı sunuyor. Premium, sağlık ve wellness, convenience, global ilhamlı konseptler, ambalaj inovasyonları ve Gen Z’ye yönelik ürünler gibi farklı başlıklarda geniş bir ürün yelpazesi sunarak private label’ın bugünkü çeşitliliğini ve gelişimini ortaya koyuyor.
Önümüzdeki 3-5 yıl içinde private label sektörünün nasıl evrileceğini öngörüyorsunuz? Özellikle kozmetik ve kişisel bakım kategorilerinde hangi trendler öne çıkacak?
Private label’ın geleceğinin son derece parlak olduğuna inanıyorum. Değişen tüketici alışkanlıklarına hızlı uyum sağlama kabiliyeti, sektörün en güçlü avantajlarından biri. Kalite ve erişilebilirlik ile birleştiğinde, tüketicilerin hayatında merkezi bir rol oynamaya devam edecek.
Sektör, yıllar içinde düşük maliyetli alternatif algısından güçlü ve güvenilir markalara evrildi. Bugün birçok tüketici için ilk tercih haline gelmiş durumda. Önümüzdeki dönemde bu gelişimin kozmetik ve kişisel bakım kategorilerinde de devam edeceğini; inovasyon, şeffaflık, temiz içerikler ve daha premium konumlandırmanın öne çıkacağını öngörüyorum.
PLMA vesilesiyle Beauty & Cosmetics Magazine Türkiye okuyucularına, uluslararası alıcılara ve sektör profesyonellerine özel bir mesajınız var mı?
Elbette, 19-20 Mayıs tarihlerinde Amsterdam’da sizleri ağırlamayı sabırsızlıkla bekliyorum!
